Eren Erdem Vakası ve CHP’nin Kürt Siyaseti
21 Mayıs 2017

Bir süre önce Kürt meselesi açısından siyaset sahnesini geçici olarak hareketlendiren bir açıklamayı CHP milletvekili Eren Erdem yaptı. Dayanışma ziyareti yaptığı tutuklu HDP Eş Genel Başkanı ve milletvekili Selahattin Demirtaş, 1) Mevcut anayasanın ilk dört maddesine itirazı olmadığını, 2) HDP’nin özerklik talebinde bulunmadığını söylemişti.[i] Fakat aradan iki gün geçtikten sonra, Selahattin Demirtaş’tan Eren Erdem’i kibarca yalanlayan bir açıklama geldi.[ii]

Eren Erdem’in bu yalanlamaya ne diyeceği merakla beklenirken, yaptığı ziyaretin basitçe bir dayanışma ziyareti olmadığı, resmi olarak % 49, gayri resmi olarak muhtemelen % 50’den daha fazla oy oranına sahip Hayır cephesi adına, mutlu bir haber imal etmek istediği anlaşılıyor. Bu yaklaşıma göre, Hayır diyen Türkleri memnun etmenin yolu, Hayır diyen Kürtlerin daha az eşit “Kürt kökenli” Türk vatandaşları olmasından, HDP’nin de daha az eşit vatandaş statüsünü Kürtlere kabul ettirmesinden geçiyor.

Nuriye Gülmen ve Semih Özakça
12 Mayıs 2017

OHAL ve KHK mağduru olmayı kabullenemeyen Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın açlık grevi üçüncü ayında. Artık ölümcül bir aşamada. Gecikmeli oldu ama nihayetinde genel kamuoyu ilgisini çekmeyi başardılar. Buna karşılık bildik “İntihar ederek hak aranır mı?” tartışması ısıtılıyor.

Bilen bilir: Açlık grevi çaresizlik içinde ortaya çıkan son çaredir. OHAL sürecinde parya muamelesine tabi tutulan insanlardan onlarcası hayatından vazgeçti. Trajedi uzun süredir yaşanıyor. Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın yarattığı fark, yaşanmakta olan trajediyi bedenlerine yükleyerek umuda hareket alanı açmaları. 

"Nereye de Gidiyor Lan Bu Gemi?"
16 Mart 2017

Ortaoyuncular'ın "Nereye de Gidiyor Lan Bu Gemi?" oyununu Galatasaray Lisesi'nden geçmiş mekteplilerce düzenlenen bir gezi organizasyonu sayesinde seyrettim. Bu organizasyonun, GSL'li mektepliler olarak  "Ferhan Abimizin" bir oyununu seyretmek gibi anlamı var.

Fakat turnenin düzenlenmesinde tek motivasyon kaynağı bu değil. Memleketin hal ve gidişatı karşısında GS camiasının mektepli kesimi, genelde bir hayli kaygılı. Öyle ki, Galatasaray camiası  "Fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür" bir Ortak Akıl Platformu aracılığıyla sürece müdahil olabilir mi, nasıl olabilir soruları sorulmakta. Oyunun da aynı kaygıyla sahnelenmiş olması, ister istemez tarihi Ses Tiyatrosu'nda gerçekleşen buluşmayı "Ferhan Abimizle" buluşmanın ötesine taşımış oldu.

Şengal Gerilimi
11 Mart 2017

Şengal'de Irak Kürdistanı Bölgesel Yönetimi'nin (IKBY) himayesindeki ve Rojava'ya (Suriye Kürdistanı'na) girmesi için eğitilen Roj peşmergeleri ile PKK destekli YBŞ milisleri arasında bir çatışma yaşandı. Neredeyse Kürtler arası kapsamlı bir kardeş kavgasının (brakuji) eşiğinden dönüldüğü söylendi. Gerilim bitmiş değil, zaten vardı ve devam ediyor.

Resim biraz büyütüldüğünde, meselenin basitçe bölgedeki KDP-PKK ya da peşmerge-gerilla rekabetine indirgenemeyeceğini anlamak zor değil. Bir tarafta Barzani liderliğinde IKBY'yi açıkça destekleyen ve PKK'nin Şengal'deki askeri varlığına son verilmesini talep eden Türkiye, diğer tarafta PKK ve Şengal'deki yerel milis gücü YPŞ'nin varlığına itiraz etmeyen Irak merkezi hükümeti ve İran var.

Referandum Sürecinde Ateşkes Mümkün mü?
6 Şubat 2017

Referandum sürecinde HAYIR cephesinin etki alanını genişletmek isteyenlerin kaygılarından birisi PKK ile devlet arasında süregiden savaş. Bu kaygı temelsiz değil. TSK'nin Mart ve Nisan aylarında Kandil'e dönük büyük ve bitirici bir operasyon hazırladığına dair haberler dolaşıma sokulmuş durumda. Bu tip bir operasyonun, özellikle AKP ve MHP'nin seçmen tabanında Hayır'a meyleden ya da kafası karışık olanları Evet'e yöneltebileceği endişesi var.

Kürdistan'a seferler düzenleyerek Türk-İslam cephesini kenetleme ve seküler Türk muhalefetini paralize etme senaryosu yeni bir şey değil. 7 Haziran 2015 genel seçiminden önce AKP kurmaylarının Ağrı Diyadin'de çatışmasızlığı sona erdirmek için yaptığı hamle, o yörede yaşayan sivil Kürt aktivistlerin canları pahasına müdahelesi sayesinde boşa çıkartılmıştı. Provokasyon çok geçmeden TSK kurmayları tarafından da veto edilmiş ve çatışmasızlığın sona erdirilmesi için genel seçim sonrası beklenmişti.

Laikliği Kaybederken Laikliğe Sahip Çıkmak
9 Ocak 2017


Yılbaşı vesilesiyle Türk devletini yönetenlerin laikliği tasfiye ve seküler Türk toplumunu İslam dışı azınlık statüsüne doğru itip kakma operasyonu bir kez daha ivme kazanmıştı. Noel Baba simgesi üzerinden seküler Türk toplumu aşağılandı, tartaklandı, silahla tehdit edildi. Çünkü OHAL şartlarında dinsel nefret söylemi örgütlemek ve şiddeti teşvik etmek bir suç değil, haktı. Yüksek sesle laikliği ve inanç özgürlüğünü savunmak ise, göz altı ve tutuklama sebebiydi.

Dolayısıyla, İstanbul'da yılbaşı gecesi Reina gece klubünde gerçekleştirilen kitlesel katliam, failleri farklı olsa da devlet destekli anti-laik kampanya ile tamamen tutarlıdır. Hem katliam hem de anti laik kampanya aynı ideolojik ve politik zeminden besleniyor. Aradaki fark, mürted ve kafirlere karşı nasıl mücadele edileceği ve bu sırada inisiyatifin kimde olacağı ile ilgilidir.

Fırat Kalkanı Operasyonu
27 Ağustos 2016


Türk devletinin, ABD desteğiyle besleyip hazırladığı ÖSO’nun (Özgür Suriye Ordusu) TSK eşliğinde Suriye sınırından içeri sokulup Cerablus’a yerleştirilmesinin amacı, operasyonun adından anlaşılabileceği gibi, IŞİD’le aktif bir şekilde savaşmak değil. Asıl dert Rojava yönetiminin askeri hâkimiyetini Fırat’ın batısına taşırmasını ve Afrin’le buluşmasını engellemek. Haberlerden anlaşılan o ki, Cerablus’a dönük askeri çatışma içeren bir ele geçirme operasyonu yapılmamış. Daha önce Cerablus’ta Fırat kalkanı işlevi de gören IŞİD, anlaşmalı bir şekilde geri çekilmiş ve yerine ÖSO ikame edilmiş.

Gerçekte bir tabela değişimi yaşandığını iddia edenler de var. Cihatçı örgütlerin tabanında yer değiştirmeler yaşandığı düşünüldüğünde, yabana atılabilecek bir düşünce değil. Dün IŞİD bayrağı altında savaşanlar, bugün ÖSO bayrağı altında savaşabilir. Bu daha çok cihatçı piyasada hangi örgütün öne çıktığına ya da çıkarıldığına bağlı. Suriye’de cihatçılık aynı zamanda bir geçim kaynağı. İşçileri ve işverenleri var. Suriye iç savaşa sürüklendikten sonra yaşanan yerel cihatçı patlamasının, özellikle gençlik içinde yaşanan yaygın işsizlikle doğrudan bağlantılı olduğu biliniyor.

Sivil İtaatkârlık
8 Ağustos 2016


15 Temmuz gecesi devlet iktidarını ele geçirmek isteyen isyancı subaylar yayınladıkları bildiride laiklik ve Atatürk vurgusuna da yer vermişlerdi. Dikkat çekici bir gelişme, aniden AKP’nin Atatürk’ü yeniden keşfetmesi, sahiplenme ihtiyacı duyması ve posterlerini parti binalarına asmaya başlamasıydı. Oysa sokaktaki AKP ezan, sala ve tekbir sesleriyle hareket ediyor, ebedi önder olarak Erdoğan’ın izinden gidiyordu. Buna karşılık resmi AKP, darbe girişimi başarısızlığa uğrayan isyancı subayların uyarısına kulak verip gereğini yerine getiriyordu.

Bir bakış açısıyla, bildirideki laiklik ve Atatürk vurgusu Erdoğan’ın fiili başkanlığını hedef tahtasına oturtan gayet pragmatik ve takiye içeren bir siyasi duruşun sonucu olarak okunabilir – ki bu okumanın yüzeysel ve sorunlu olduğunu düşünenlerdenim. Buna karşılık Erdoğan’ın TC’nin yeni kurucu lideri olma iddiasına ve laikliğin tasfiyesine itiraz etmek, seküler Türk toplumu için hem hayati hem de sahicidir. Sokaklarda, miting meydanlarında ve yandaş medyada estirilen havanın aksine, bu itirazın silahlı bir güç tarafından kullanılabileceği gerçeği Erdoğan ve AKP hükümetini dehşete düşürmüştür. Nitekim çok geçmeden laiklik ve Atatürk vurgusu devlet iktidarını kuşatan bir söyleme dönüşmüş ve Erdoğan’ı daha kapsayıcı ve uzlaşmacı bir cumhurbaşkanı portresi çizmesi yönünde baskı altına almıştır.

Aklını Başına Toplamak
27 Temmuz 2016

CHP'nin 24 Temmuz'da İstanbul Taksim'de düzenlediği OHAL ve AKP destekli "Cumhuriyet ve Demokrasi" mitingi "yüzbinlerin" katılımıyla gerçekleşti. Katılım zayıf olsaydı, "Seküler sol muhalefetin kısa veya orta vadede toparlanma ve kelimenin gerçek anlamında özgürlükçü demokratik bir inisiyatif geliştirme imkânı var" denilebilirdi. Fakat CHP yönetimi, İstanbul ve çevre illerdeki örgütlerini seferber ederek seküler Türk toplumunu  MGK çizgisinde hizaya sokma görevini başarıyla yerine getirebileceğini ve alternatifi olmadığını gösterdi.

Belirtmek gerekir ki, bu durumun meydana gelmesinde HDP'nin belirleyici bir rolü oldu: 23 Temmuz'daki İstanbul Gazi mitingi "binlerle" gerçekleşmiş ve yüksek siyaset düzeyinde sol muhalefetin anahtarının CHP'ye teslim edildiğine dair önemli bir işaret verilmişti. 24 Temmuz mitingiyle,  askeri isyan sırasında şüpheli tepkiler üreten ve Türk-İslam saldırganlığı karşısında depresyona giren seküler Türk toplumunun kontrol altına alındığı mesajı verilmiş oldu. Bu arada Kürdistan'da silahlı çatışmalar devam ediyor, Kürt toplumu Türk devletini alt üst eden gelişmelerin pasif seyircisi haline geliyordu.

Yandaş Muhalefet
23 Temmuz 2016

15 Temmuz'da isyan eden ve AKP hükümetini devirme girişiminde bulunan subayların eylemi karşısında meclis muhalefetinin tavrı, yandaş muhalefet haline geldiğini gösterir nitelikteydi. HDP'nin bu tablonun dışında kalmamış olması manidardır. Düne kadar sivil darbeden, diktatörlükten, fiili başkanlıktan vs. söz edenler, eğer mantıkları izlenecek olursa, tercihlerini askeri darbeden değil de sivil darbeden yana yapmış oldular.

Bir noktayı vurgulamak lazım: Türkiye'de liberal ideologların pompaladığı, yüksek siyaset düzeyinde yaygın kabul gören "darbelerin her türlüsüne karşıyız, ama askeri darbelere sivil darbelerden daha fazla karşıyız" absürtlüğü, 15 Temmuz isyanını akılcı ve ahlaki bir değerlendirmeye tabi tutmaktan alıkoyan başlıca unsur. Devlet düzeyinde bir darbeden söz ediliyorsa, mutlaka bunun askeri, polisiye, para militer vs. dayanağı olur.

15 Temmuz İsyanı

15 Temmuz gecesi tuhaf görünen, açıkça "Geliyorum!" demeyen ve çok geçmeden başarısızlığa uğrayacağı anlaşılan bir "darbe girişiminin" izleyicileri haline geldik. Saatler geçtikçe, aslında TSK içinde bir askeri isyanın meydana geldiği anlaşıldı. Dolayısıyla, boşa çıkarılanın kontrollü bir "darbe girişimi" değil, muhtemelen hükümeti devirmek için kumar oynamak zorunda kalan bir subaylar topluluğunun isyanı olduğunu tespit etmek daha doğru olur.

Muhalefet adına "Bu darbe girişimi AKP'ye ve Erdoğan'a yaradı" veya "Çok istediği başkanlık sisteminin önünü açtı" türünden varsayımlarda bulunmak çok anlamlı değil. İsyancı subayların eyleminin en başta meclis muhalefetinin düzenli olarak Erdoğan liderliğinde Türkiye'yi yöneten MGK'ye yaranmayı temel alan ve ilkesizlik içeren performansıyla yarışması mümkün değil.

Akademik Direniş
30 Ocak 2016

2000’li yıllarda aydın bildirileri zamanla tüketilen ve bir yerden sonra işlevsizleşen bir eylem biçimi haline gelmişti. İnternet kullanımının yayılması sayesinde imzacı toplulukların oluşturulması ve kitleselleşmesi kolaylaşmıştı, ama artık bir imza kampanyasının tek başına kendisi değil canlı gerçeklikle ne kadar bağ kurabildiği önemliydi. Değişik biçimlerde aydın kimliği ile oluşturulan imzacı topluluklar özellikle şu bakımdan özürlüydü: Mesleki örgütlenme ve devlet iktidarına dönük siyasi mücadeleyi de besleyebilecek kalıcı sivil dayanakların oluşturulması.

Dönemsel olarak bu özrün meydana gelmesinde Türk tipi liberalizmin gizli ya da açık ideolojik ana akım haline gelmesinin belirleyici olduğu söylenebilir. Türk tipi liberalizm tarihsel kökleriyle tutarlı olarak demokratikleşmeyi AB ile bütünleşme ve devlet iktidarı aracılığıyla gerçekleştirme anlayışına sahiptir. Bir yandan sivil toplumun güçlendirilmesi ve devleti denetlemesi ilkesine vurgu yapılır, yani faşizme karşı bir pozisyon alır; diğer yandan, sivil toplumun örgütlü olabildiği oranda bu işlevini yerine getirebileceği gerçeğini es geçerek devletçi bir çerçeveye hapsolur.