Barış İçin Sanat
18 Şubat 2012

Öncelikle yazılarımı düzenli izleyen okurlara – ki sayısının çok olduğunu sanmıyorum :) bir açıklama borçluyum. Zaman zaman yazılarıma ara vermek zorunda kalıyorum. Bu genelde sağlık sorunları nedeniyle oluyor. Bu açıklamayı bir kez yapmış olayım. Eğer başka bir gerekçe belirtilmemiş ise, bu böyle kabul edilsin ve yazılarıma ara verdiğimde yeniden belirtmem gerekmesin.

***

Son olarak Barış İçin Sanat Girişimi’ne içerden bakmak ve üzerine yazmak istediğimi belirtmiştim. Kaldığım yerden devam etmek istiyorum. Çok değerli ve sanat camiası adına da insani bir ihtiyaç olduğu açık bu oluşuma daha katkı sunmak için bir toplantısına katıldığımda gündeme gelen önemli bir mesele, bu tip oluşumların ihtiyaç duyduğu aktivist sayısının düşük seyretmesi olmuştu. Türkiye’deki kapsamlı bir politik programla hareket etmeyen, özel bir konuya yoğunlaşan sivil girişimleri ve kurumsal yapıları az çok tanıyanlar için bu şaşırtıcı bir manzara değildir. Bu yaygın bir görünümdür ve her alanda karşınıza çıkar.

Devlet Tiyatroları Kapatılmalı
6 Kasım 2011

Milliyet Sanat’ın Ekim 2011 sayısında, Asu Maro’nun Haluk Bilginer’le yaptığı söyleşi tiyatro camiasında çarpıcı bir gündem yaratmayı başarmıştı. Bu gündemin magazin çerçevesinin dışına çıkıp çıkamadığı konusunda yoğun şüphelerim olmadı değil. Fakat derginin Kasım 2011 sayısında yayınlanmak üzere isteyenlere yanıt hakkı verileceğini duyunca, bunu olumlu bir gelişme olarak kabul ettiğimi belirtmeliyim.

Yanıtların bir aylık gecikmeyle verilecek olması bir dezavantaj gibi görünse de, gündemin kapsam ve derinlik kazanması adına önemliydi. Bu anlamda, Haluk Bilginer söyleşisini eleştirenler arasında yer alan Nedim Saban’ın yanıt hakkını kullanmamasını bir eksiklik olarak gördüm, fakat bu sonuçta kişisel bir tercih.

“Asu Maro’ya Yanıt” diyeceğim ama…
31 Ekim 2011

Milliyet Sanat Dergisi’nin Ekim 2011 sayısında yayınlanan Haluk Bilginer söyleşisinin yol açtığı tartışmalar ay sonuna yaklaşırken de devam etti. Fakat araya Türk-İslam sentezlemesi milli infiallere neden Hakkâri – Çukurca çatışması ve ardından Van depremi felaketi girince, gündem de bir hayli alt üst oldu. Bu benim için de geçerli. Günlerce, tiyatro camiasında neler oluyor bitiyor konusu büyük ölçüde gündemimden düştü.
Bu sırada, Milliyet Sanat dergisinin tiyatro editörü Asu Maro, Haluk Bilginer söyleşisinin magazin formatına sahip olduğu eleştirilerine itiraz etmiş olduğunu öğrendim. Haluk Bilginer’in tiyatromuza dönük ve sert bir üslup içeren söyleminden sorumlu tutulamayacağını, eleştiriler sert bir şekilde ifade edildi diye sansür anlamına gelen eylemlere imza atabilecek bir yayıncı tavrını yanlış bulduğunu belirtiyor. Bu konuda bana dönük eleştirileri de var.

Barışma Aczi
24 Ekim 2011

Hakkari Çukurca’da onlarca genç insanımızın hayatına mal olan, belki bir o kadarının sakat kalmasına neden olan çatışmayla tiyatro ve sanat camiasının nasıl bir ilişki kurduğu ele alınmayı hak eden bir konu.

Yaşanan bir “şok” var. Yaşanan şokun ardından, hali hazırda devam eden kapsamlı kara ve hava operasyonları var. Medyada verilen haberlere itibar edilecek olursa, Cumhurbaşkanı Gül’ün“intikam” vaadi gerçekleşiyor ve karşılık “misliyle” veriliyor. Hürriyet’in verdiği son habere göre, “49 terörist öldürüldü.” Yani toprağa düşen gençbedenlerin sayısı katlanarak artıyor.

Haluk Bilginer’in Tiyatromuza Eleştirileri
22 Ekim 2011

Milliyet Sanat Dergisi’nin Ekim 2011 sayısında, Asu Maro’nun Haluk Bilginer’le yaptığı söyleşinin magazinel bir çerçeve edinmesi üzerine eleştirilerimi “Haluk Bilginer Söyleşisi ve Magazin Yayıncılığı” adlı yazımda yaptım. Aynı yazıda, Haluk Bilginer’in pek çok insanı kızdıran ya da desteğini alan eleştirilerinin ciddiyetle tartışılmaya değer olduğunu belirttim. Bu yazıda, söz verdiğim gibi, Haluk Bilginer’in eleştirilerini magazinel sunum çerçevesinden soyutlayarak ortaya koymaya çalışacağım.

Söyleşinin birinci ve en fazla yankı uyandıran eleştiri öğesi Devlet Tiyatroları ile ilgili olanı.

Bu konuda Haluk Bilginer’in söylediği şu: Devlet Tiyatroları ortadan kaldırılmalı ve yerine Ulusal Tiyatro kurulmalıdır. Haluk Bilginer’in Devlet Tiyatrolarını kapatma çağrısı, bazılarının iddia ettiği gibi bir yok etme çağrısı değildir.

Haluk Bilginer Söyleşisi ve Magazin Yayıncılığı
18 Ekim 2011

Milliyet Sanat dergisinin Ekim 2011 sayısında, Asu Maro’nun Haluk Bilginer’le yaptığı söyleşi, tiyatro sitelerinde ve gazete köşelerinde sert bir şekilde eleştirildi. Bu eleştirilerden Mimesis’te yayınlanan iki tanesi, Melih Anık’ın “Haluk Bilginer’e Açık Mektup” ve Nedim Saban’ın “Bir Derginin Çöküşü” yazıları. Ayrıca, Tiyatro Dünyası’nda yayınlanan başka yazılar da var.

Benim bu yazıda üzerinde durmak istediğim, meselenin yayın politikası ile ilgili bölümü. Haluk Bilginer’le yapılan söyleşi, magazinleşme olgusunun basılı sanat dergilerini içine alacak şekilde yayıldığını gösteriyor. Yani bazı tiyatrocuların “internete düşmek” dediği olguyu aşıyor. Magazin sunumu bir kenara bırakıldığında, Haluk Bilginer’in söylediklerinin ciddiye alınması, tartışılması gerektiği açıktır. Fakat tam da sunum magazinel olduğu için, tiyatromuz üzerine verimli bir tartışmayı tetikleme şansı yoktur.


Katil Devlet Hesap Verecek
16 Ekim 2011

Gazeteci ve çevirmen Suzan Zengin’in öldüğü haberleri basında yer aldığında, bir devlet cinayetinin tanıkları haline geldik. Suzan Zengin muhalif bir gazeteci, devletin asla hoş görmem dediği İşçi-Köylü Gazetesi’nin bir çalışanıydı.

Yıllar önce, Hrant Dink katledildiğinde de belirtmiştim: Tiyatro yayınlarımız kendilerini basın yayın dünyasının bir parçası olarak görmeli, bu tip olgulardan soyutlanmamalı. Aynı şey devletin gazeteci olarak kabul etmek istemediği, üzerine terörist elbisesi giydirmek istediği ve nihayetinde katlettiği Suzan Zengin için de geçerli.

Ne Çetin Ne Kaya...
11 Ekim 2011

Feridun Çetinkaya, tiyatro alanında internet kirliliği yaratmayı misyon edinmiş, tiyatro üzerine yazar çizer olma iddiasında. Ne çetin ne de kaya, sadece hırçın. Yorgun demokrat bir geçmişi var. Zamanında (1990’lı yıllarda), sanki “Agon” adlı bir dergi çıkarmaya çalışan ekibin içinde yer almış, fakat pek fazla koşamadan yorgun düşmüş. Hayat gailesi içerisinde tiyatrodan koptukça kopmuş. Tiyatro adına okullu olması bir işe yaramamış. İşin kolayına kaçıp kapağı reklam sektörüne atmış. Tiyatro adına bir şeylere sürtünmeye çalışan, Görün beni! Görmezseniz,  gösteririm! diyen bir tuhaf insan olmuş.

Halihazırda, umarsız bir obsesyon halinde, tiyatroyla yakından ilgili olmanın da ötesinde uzman havalarında, sanal alemde bir şeyler gösterme çabasında. Tarihsel bir dipnot olarak hakkını vermek lazım: Bazı tiyatrocular arasında “internete düşmek” diye tabir edilen olumsuz önyargının sebeplerinden.

“Keşanlı Ali Destanı”nda Oto Sansür Olgusu ve Melih Anık’ın Bir Yanıtına Yanıt
6 Ekim 2011

Melih Anık “Keşanlı Ali Destanı – Ömer F. Kurhan’ın Yorumu Üzerine” adlı yazısında, kendisinin Mimesis’te de yayınlanan “Yazarlığın Ağırlığı, Eleştirmenin Hafifliği” yazısının altına yaptığım yoruma bir yanıt vermiş. Bu yanıt Mimesis’te yer almadığı için, birkaç gün sonra fark edebildim. Melih Anık’ın çeşitli tiyatro sitelerinde yayınlanan yazılarının yanı sıra, kişisel bloglarını da takip etmeye çalışıyorum. Fakat bu takip bazen aksayabiliyor.

Öncelikle şunu belirtmeliyim:

Yaşam Kaya’nın konuyu gündeme getirmesini önemli buluyorum. Bunun ötesinde, katıldığım ve katılmadığım düşünceleri var. Örneğin meselenin “Keşanlı Ali” yerine “Kürt Cemali” ikame edilerek çözüleceğine inanmıyorum. Bu önerinin şaka ya da hiciv konusu olması bir yerde normal; çünkü eser isimlerin aynen korunduğu belgesel bir tiyatro örneği değil. Tartışmanın ciddiye alınması gereken boyutu, Haldun Taner’in gerçek bir kişi olarak Kürt Cemali’yi değil, Kürtlük olgusunu sansür edip etmediği. Ve tabii, bu tip gerçeklerle yüzleşme isteksizliği.

Barış İçin Sanat
3 Ekim 2011

Barış İçin Sanat (BİS) Girişimi, Türkiye’de süregiden ve elli bini aşkın insanın ölümüne neden olan savaşa dönük bir sanatçı inisiyatifi olarak şekillendi. Aynı dönemde tiyatrocular, örgütlenme ve örgütler arası bir platform kurma arayışındaydı. Tiyatroculara örgütlü olma, var olan örgütlere katılma ya da farklı bir perspektife sahipseler örgütlerini kurma çağrısı yapılıyordu.

Ben tiyatrocu kimliğimden dolayı pratik tercihimi ikincisinden yana kullandım. Elbette benim gibi BİS Girişimi ile ilişkilerin geliştirilmesinin önemini vurgulayan tiyatrocular vardı aramızda. Fakat BİS Girişimi hiçbir zaman tiyatrocuların gündemine ciddi bir şekilde girmedi, hatta bu “liboş” bir girişimdir türünden açık itirazlar bile yapıldı. Şu tespiti yapmak mümkündü: Genel eğilim BİS Girişimi’ni acil bir ihtiyaç olarak barışı gündeme almamak yönünde oldu.

Kolektif Oyunlaştırmada Anlatının Önceliği
25 Eylül 2011

BGST tiyatrocuları arasında yer alan bir grup, bu sezon aynı zamanda oyun yazımı ve sahneleme çalışmasının bir arada götürüleceği bir proje üzerinde çalışıyorlar. Bu proje zaman zaman atölye çalışmaları da yaparak üzerinde yoğunlaştığım ve “kolektif oyunlaştırma” dediğim çalışmalara ve oradan çıkardığım bazı sonuçlara atıfta bulunduğu için, benimle temas kurma ihtiyacı duydular. Özellikle nasıl bir çalışma yönteminin izlenmesi gerektiği konusunda zaman zaman bilgi alışverişi içinde bulunuyoruz.

Oyuncular Sendikası
16 Eylül 2011

İki yıl önce, Türkiye Tiyatrolar Birliği (TTB) etrafında buluşan az sayıda topluluğun girişimiyle, Türkiye’deki tiyatroların ve tiyatro örgütlerinin iletişim ve dayanışma platformunu inşa etmenin yolları araştırılmış ve aradan yarım sezon bile geçmeden ciddi bir sonuç alınamayacağı anlaşılmıştı. İki büyük toplantı organize edilmesine rağmen, daha sonra “Türkiye Tiyatroları Güç Birliği Girişimi” (TTGBG) adını alacak örgütler arası platformun taşınamayacağı sezon sonunda tamamen belirgin hale gelmişti. Hali hazırda süregiden bir sorun, 1990’lı yılların ardından 2000’li yıllarda yaşanan tiyatro patlaması ve çeşitlemesine örgütsel bir yanıt oluşturulamaması.