"NATYASASTRA":
Çevrilmesi ve Tiyatro Düşüncesine Referans Kaynağı Olarak Katılması Gereken Bir Eser
3 Haziran 2012

Dramaturji alanında tarihsel olarak üretilmiş ilk ve en önemli metin Aristoteles’in günümüze eksik biçimde ulaşmış olan Poetika adlı eseridir. Her tiyatrocunun kitaplığında bu eserin olmasından doğal bir şey yoktur. Bildiğimiz kadarıyla dram sanatının doğduğu ve şaşırtıcı bir gelişmişliğe / zenginliğe ulaştığı yer antik Yunan’dır ve bu sanat antik Yunan filozoflarının gündemini işgal etmiştir.

Bugünkü dramaturji bilgimizin Poetika’yı eskittiğini iddia etmek güçtür. Akademik olarak her tiyatrocunun okuması ve bilmesi gereken bir eser olarak kabul edilir. Elbette Poetika ile yetinmek olmaz; fakat ne zaman dramaturjik metinler bağlamında tiyatro tarihi üzerine düşünmek istesem, dramaturji literatürünün derli toplu bir seçkisine ulaşamamak (geçmişten bugüne ne kaldıysa), bende ciddi bir rahatsızlık uyandırmıştır. Batılı referanslar takip edildiğinde bu tip bir derlemenin oluşturulmasının ve bir dosya halinde hazırlanmasının aslında çok da zor olmadığı söylenebilir. Pek çok metin ulaşılabilir niteliktedir ve çevrilmeyi ya da bir araya getirtilmeyi beklemektedir.

Karşılaşmalar
1 Haziran 2012


“Karşılaşmalar” BGST’li tiyatrocuların İKSV Tiyatro Festivali’ne sundukları bir proje. Proje kısmen “kolektif oyunlaştırma” ile paslaşan, fakat daha çok “kolektif yapım” ya da “kolektif prodüksiyon” diyebileceğim bir anlayış içinde kotarılıyor. Oyun hakkında “kotarıldı” değil de “kotarılıyor” demek daha doğru, çünkü bazı bakımlardan taslak ya da taslağın bir ölçüde ötesine geçmiş olma özelliğini koruyor. Festival kapsamında oyunu seyredenler, örneğin final sahnesinin bu durumda olduğunu fark edeceklerdir. Sonuç olarak hazır değil, hazırlanmakta olan bir yapımla karşı karşıyayız.
Benzer bir durumu Kerem Kurdoğlu’nun yazıp yönettiği Kafka’nın “Dava”sının uyarlamasında ("İstanbul'da Bir Dava") gözlemlemiştim. İki yıl önce, festivalde ilk gösterimleri yapıldıktan sonra, yeni sezon açılışında seyrettiğim “Dava”, aradan bir yaz geçmesine rağmen, bende hâlâ tamamlanmış izlenimi uyandırmamıştı.



Tiyatroda Yeniden Yapılanma Tartışmaları - 3

Şöyle bir şeylerin olduğunu varsayalım:                                                                 

AKP hükümetinin İstanbul Şehir Tiyatroları’na dönük bir darbe yönetmeliği hazırladığı ve dayattığı ortaya çıktığında, bu kurumun tiyatro emekçileri bir uyarı grevine gidiyorlar ve topluma direnişlerine destek çağrısı yapıyorlar. Yani daha en baştan, Belediye Başkanı’na ricacı olmanın ötesinde bir duruş sergiliyorlar.

Tiyatroda Yeniden Yapılanma Tartışmaları - 2
16 Mayıs 2012

AKP hükümetinin İstanbul Şehir Tiyatroları’ndaki darbesi, farklı bir festivaller dönemi yaşamamıza neden oluyor. Oyunları bu darbe ve Türkiye’de tiyatro’nun yeniden yapılandırılması tartışmasından bağımsız olarak izlemek neredeyse imkânsız hale gelmiş durumda. Bu da ister istemez tiyatromuzu bir hayli politize hale getiriyor. Öyle ki, işin içine festivallere davet edilen Türkiye dışından önemli tiyatro insanları da giriyor ister istemez. Örneğin, Mimesis'in İKSV Tiyatro Festivali’nde gösterimi yapılan “Hamlet”in yönetmeni Thomas Ostermeier’la yaptığı oyun söyleşisinin sonunda şu sorulmuş: Almanya’da son birkaç yıldır kültür fonlarında ciddi kesintiler oluyor; bu yapılan tiyatroyu ne şekilde etkiliyor?”

Tiyatroda Yeniden Yapılanma Tartışmaları
15 Mayıs 2012

Son dönemde AKP hükümetinin tiyatro alanını düzenleme adına attığı en çarpıcı adım, hiç kuşkusuz İstanbul Şehir Tiyatroları’na yaptığı müdahale oldu. Oldukça doğru olduğunu kolaylıkla savunabileceğimiz “Devletin Tiyatrosu Olmamalı” yaklaşımını çarpıtan, olabildiğince devletçi bir müdahaleydi yaşanan. Bu noktada, İstanbul Şehir Tiyatroları sanatçılarının kararlı ve bütünlüklü bir direniş sergileyemediklerini belirtmek gerekiyor. Asgari olarak sembolik ve kısa süreli bir greve gitmeleri, kurumsal özerklik adına nasıl bir plan ve programa sahip olduklarını kamuoyuna anlatmaya ve tartışmaya açmaya çalışmaları gerekirdi.

İstanbul Şehir Tiyatroları’nda Darbe
18 Nisan 2012

Öncelikle İstanbul Şehir Tiyatroları’na yeni yönetmelik olgusuna dair net bir belirleme yapmak lazım: Bu apaçık bir darbedir. Kamuoyu bir yana, Şehir Tiyatroları’nın yönetici kadrosu ve sanatçılarının dahi bilgilendirilmediği, tartışmaya açılmadan kabul edilen bir yeni yönetmelik hazırlanmış ve dayatılmıştır. Artık sorun şu: En başta tiyatro camiası ve seyircisi bu darbeyi yalayıp yutacak mı?

İKSV Tiyatro Festivali Nasıl Eleştirilmeli?
28 Mart 2012

İKSV tarafından düzenlenen tiyatro festivalinin programı açıklandıktan sonra, çeşitli eleştiriler gündeme geldi. İKSV’nin programının zayıf olduğu vs. “Dağ fare doğurdu” şeklinde özetlenebilecek bir bakış açısıyla belirtiliyor.

Bu bakış açısına mesafeli olduğumu en baştan belirtmem lazım. Çünkü, İKSV Tiyatro Festivali’ne fazlasıyla ve hatta üstlenemeyeceği roller yükleniyor, daha sonra da “Niçin şu ve şu olamıyor”? deniliyor.

Meselenin tarihsel ve sosyal bağlama oturtularak ya da bu bağlama referansla tartışılmasında fayda var. Bu konuda ciddi bir eksiklik olduğu düşüncesindeyim.

Melih Anık’ın Haldun Taner Savunusu ve Mimesis Tavrı
18 Mart 2012

Bu yazıyı gecikmeli olarak yazıyorum. Bir bakıma güncelliğini koruması, Mimesis’in “Rosenbergler’in Akıbeti” başlıklı editör yazısının altındaki Melih Anık yorumlarından kaynaklanıyor. Mimesis’in Rosenbergler tartışması ile ilgili “irtifa kaybetme” ve “Türkiye tiyatrosunun zarar görme” uyarısı karşısında Melih Anık sormuş: “Haldun Taner ile ilgili olayda aynı hassasiyeti neden göstermediniz?” Soruya karşılık söylenen şu:

“Haldun Taner’in “Keşanlı Ali Destanı” konusunda açılan tartışmada farklı görüşte yer alan tüm kişilerin yorum ve yazılarına portalde yer verilmiştir. Aynen “Rosenbergler Ölmemeli” adlı oyunla ortaya çıkan tartışmalarda yapıldığı gibi…”

Barış İçin Sanat
18 Şubat 2012

Öncelikle yazılarımı düzenli izleyen okurlara – ki sayısının çok olduğunu sanmıyorum :) bir açıklama borçluyum. Zaman zaman yazılarıma ara vermek zorunda kalıyorum. Bu genelde sağlık sorunları nedeniyle oluyor. Bu açıklamayı bir kez yapmış olayım. Eğer başka bir gerekçe belirtilmemiş ise, bu böyle kabul edilsin ve yazılarıma ara verdiğimde yeniden belirtmem gerekmesin.

***

Son olarak Barış İçin Sanat Girişimi’ne içerden bakmak ve üzerine yazmak istediğimi belirtmiştim. Kaldığım yerden devam etmek istiyorum. Çok değerli ve sanat camiası adına da insani bir ihtiyaç olduğu açık bu oluşuma daha katkı sunmak için bir toplantısına katıldığımda gündeme gelen önemli bir mesele, bu tip oluşumların ihtiyaç duyduğu aktivist sayısının düşük seyretmesi olmuştu. Türkiye’deki kapsamlı bir politik programla hareket etmeyen, özel bir konuya yoğunlaşan sivil girişimleri ve kurumsal yapıları az çok tanıyanlar için bu şaşırtıcı bir manzara değildir. Bu yaygın bir görünümdür ve her alanda karşınıza çıkar.

Devlet Tiyatroları Kapatılmalı
6 Kasım 2011

Milliyet Sanat’ın Ekim 2011 sayısında, Asu Maro’nun Haluk Bilginer’le yaptığı söyleşi tiyatro camiasında çarpıcı bir gündem yaratmayı başarmıştı. Bu gündemin magazin çerçevesinin dışına çıkıp çıkamadığı konusunda yoğun şüphelerim olmadı değil. Fakat derginin Kasım 2011 sayısında yayınlanmak üzere isteyenlere yanıt hakkı verileceğini duyunca, bunu olumlu bir gelişme olarak kabul ettiğimi belirtmeliyim.

Yanıtların bir aylık gecikmeyle verilecek olması bir dezavantaj gibi görünse de, gündemin kapsam ve derinlik kazanması adına önemliydi. Bu anlamda, Haluk Bilginer söyleşisini eleştirenler arasında yer alan Nedim Saban’ın yanıt hakkını kullanmamasını bir eksiklik olarak gördüm, fakat bu sonuçta kişisel bir tercih.

“Asu Maro’ya Yanıt” diyeceğim ama…
31 Ekim 2011

Milliyet Sanat Dergisi’nin Ekim 2011 sayısında yayınlanan Haluk Bilginer söyleşisinin yol açtığı tartışmalar ay sonuna yaklaşırken de devam etti. Fakat araya Türk-İslam sentezlemesi milli infiallere neden Hakkâri – Çukurca çatışması ve ardından Van depremi felaketi girince, gündem de bir hayli alt üst oldu. Bu benim için de geçerli. Günlerce, tiyatro camiasında neler oluyor bitiyor konusu büyük ölçüde gündemimden düştü.
Bu sırada, Milliyet Sanat dergisinin tiyatro editörü Asu Maro, Haluk Bilginer söyleşisinin magazin formatına sahip olduğu eleştirilerine itiraz etmiş olduğunu öğrendim. Haluk Bilginer’in tiyatromuza dönük ve sert bir üslup içeren söyleminden sorumlu tutulamayacağını, eleştiriler sert bir şekilde ifade edildi diye sansür anlamına gelen eylemlere imza atabilecek bir yayıncı tavrını yanlış bulduğunu belirtiyor. Bu konuda bana dönük eleştirileri de var.

Barışma Aczi
24 Ekim 2011

Hakkari Çukurca’da onlarca genç insanımızın hayatına mal olan, belki bir o kadarının sakat kalmasına neden olan çatışmayla tiyatro ve sanat camiasının nasıl bir ilişki kurduğu ele alınmayı hak eden bir konu.

Yaşanan bir “şok” var. Yaşanan şokun ardından, hali hazırda devam eden kapsamlı kara ve hava operasyonları var. Medyada verilen haberlere itibar edilecek olursa, Cumhurbaşkanı Gül’ün“intikam” vaadi gerçekleşiyor ve karşılık “misliyle” veriliyor. Hürriyet’in verdiği son habere göre, “49 terörist öldürüldü.” Yani toprağa düşen gençbedenlerin sayısı katlanarak artıyor.