Vicdan ve Adalet Nöbeti
13 Ağustos 2017

HDP’nin Diyarbakır’da başlattığı, İstanbul’a ve sonrasında Van’a taşınan Vicdan ve Adalet nöbeti, “HDP Kendisini Taşıtamıyor” tespitini doğrulayan bir çizgide ilerledi. CHP’nin ortada bıraktığı Adalet bayrağını HDP’nin devralması, CHP’nin kuyruğuna takılmak dışında siyasi inisiyatif göstermeyen Türk solunun da HDP’nin de canlanmasını sağlamayacak.

İşin sıkıcı, angarya gözüken ve kitlesellikten uzak kısmını üstlenmenin bir sonucu bu. CHP dışı Türk solu bileşenlerinin “Biz buradayız, ama halk nerede?” siyasetine HDP üzerinden Kürt hareketini de çekme hali.

9 Temmuz Adalet Mitingi ve Sonrası
15 Temmuz 2017

Kemal Kılıçdaroğlu liderliğinde yapılan ADALET yürüyüşünün son durağı olan İstanbul Maltepe mitingi, muhalefet adına büyük bir başarı hikâyesi olarak sunuldu. İki milyona yakın kişinin katıldığı tahmin edilen mitingin daha önce Erdoğan liderliğinde düzenlenen kitlesel mitinglerle boy ölçüşebildiği ve bunun CHP adına bir ilk olduğu göz önüne alındığında, ortada büyük bir başarı hikâyesi olduğu söylenebilir.

HDP Kendisini Taşıtamıyor
9 Temmuz 2017

Söylemlerine bakıldığında, HDP’nin kelimenin gerçek anlamında halkların partisi olduğunu söylemek çok zor. Daha ziyade, Kürtlerle dost olmaya çalışan bir kısım Türk siyasetçinin ve Türk solu üzerinden Türklerle dost olmaya çalışan bir kısım Kürt siyasetçinin partisi gibi. Öte yandan, HDP kendisini esas olarak Kürt seçmenine ve Kürt parti çalışanlarına taşıtan bir parti. Seçmen tabanına indikçe vitrin düzeyinde yinelenen Türkiye partisi olma iddiası geçersiz hale geliyor.

Direniş Devam Ederken
3 Temmuz 2017

Bir tuhaflık var: Kemal Kılıçdaroğlu’nun ADALET yürüyüşü korteji İstanbul’a yaklaşırken, bu eylemin aynı zamanda Nuriye Gülmen ve Semih Özakça için de yapıldığı söylenirken, açlık grevini bırakmaları için mesajlar verilirken, niçin ısrarla ölüme doğru gidiyorlar?

Eğri oturup doğru konuşmak lazım: Adalet yürüyüşü Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın talebini içselleştirmiyor, teğet geçiyor. Birbiriyle buluşur gibi oluyor, ama buluşamadan ayrışıyorlar. Çok basit bir nedenle: Birinin hedefi ve talebi gayet net, diğeri hedefsiz ve talepsiz. Biri “İşimi istiyorum” diyor, diğeri “Yürüyoruz, sonrası Allah’a kalmış”.

Adalet Yürüyüşü Maltepe’ye Kadar
1 Temmuz 2017

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu ADALET yürüyüşünü başlatalı beri, yürüyüşün Selahattin Demirtaş’ın kaldığı Edirne Cezaevi’ni kapsayacak şekilde uzatılması  talebi var. HDP’nin bu talebi düzenli olarak reddedildi. HDP yürüyüşü gerçekten destekliyor mu desteklemiyor mu, katılacak mı katılmayacak mı bir türlü anlaşılamadı. En son düşüncede ve temsili destek gibi sözler söylendi. Tam ne yapılacak, bu yazı yazılırken henüz netleşmemişti.

HDP’nin vereceği karar her ne olursa olsun, şu gerçek sabit: ADALET yürüyüşünün Kürt meselesi ve oradan doğan mağduriyetlerle doğrudan bir alakası yok. Olay Kürtlerin dışında ve rağmen cereyan ediyor. ADALET yürüyüşü Türk toplumu içinde meydana gelen zıtlaşmalardan doğan mağduriyetlerin dayattığı bir eylemdi ve Kürt yükünü omuzlamaktan uzaktı.

Adalet Yürüyüşü Nereye?
28 Haziran 2017

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun önderliğinde, tek slogan altında adalet yürüyüşü başladığında, gerçekten de iktidarı sallayacak bir çıkış  yapıldığı söylenebilir. Yalnız şöyle bir soru akıllara gelmedi değil: İyi de Gandhi Kemal aslında, her milli mutabakat denildiğinde hazır ola geçmiş bildiğimiz Kemal değil mi?

Öte yandan, bu sorunun yarattığı kuşku bir kenara, milletvekili Enis Berberoğlu tutuklanınca artık sıranın CHP’ye de geldiği, “bardağın taşmasıyla” parti yönetiminin Kemal Kılıçdaroğlu önderliğinde harekete geçmeye karar verdiği söylenebilirdi.  En  önemlisi: ADALET yürüyüşünün adalet arayışındaki herkesin katılımına açık olduğu ilan edilmişti. CHP yönetimi sadece Enis Berberoğlu için değil, herkes için adalet kararı almıştı. Tek bir pankart, üzerinde ADALET yazacak demişti. Yani en azından eylemin konsepti bakımından dersine iyi çalışmıştı.

Eren Erdem Vakası ve CHP’nin Kürt Siyaseti
21 Mayıs 2017

Bir süre önce Kürt meselesi açısından siyaset sahnesini geçici olarak hareketlendiren bir açıklamayı CHP milletvekili Eren Erdem yaptı. Dayanışma ziyareti yaptığı tutuklu HDP Eş Genel Başkanı ve milletvekili Selahattin Demirtaş, 1) Mevcut anayasanın ilk dört maddesine itirazı olmadığını, 2) HDP’nin özerklik talebinde bulunmadığını söylemişti.[i] Fakat aradan iki gün geçtikten sonra, Selahattin Demirtaş’tan Eren Erdem’i kibarca yalanlayan bir açıklama geldi.[ii]

Eren Erdem’in bu yalanlamaya ne diyeceği merakla beklenirken, yaptığı ziyaretin basitçe bir dayanışma ziyareti olmadığı, resmi olarak % 49, gayri resmi olarak muhtemelen % 50’den daha fazla oy oranına sahip Hayır cephesi adına, mutlu bir haber imal etmek istediği anlaşılıyor. Bu yaklaşıma göre, Hayır diyen Türkleri memnun etmenin yolu, Hayır diyen Kürtlerin daha az eşit “Kürt kökenli” Türk vatandaşları olmasından, HDP’nin de daha az eşit vatandaş statüsünü Kürtlere kabul ettirmesinden geçiyor.

Nuriye Gülmen ve Semih Özakça
12 Mayıs 2017

OHAL ve KHK mağduru olmayı kabullenemeyen Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın açlık grevi üçüncü ayında. Artık ölümcül bir aşamada. Gecikmeli oldu ama nihayetinde genel kamuoyu ilgisini çekmeyi başardılar. Buna karşılık bildik “İntihar ederek hak aranır mı?” tartışması ısıtılıyor.

Bilen bilir: Açlık grevi çaresizlik içinde ortaya çıkan son çaredir. OHAL sürecinde parya muamelesine tabi tutulan insanlardan onlarcası hayatından vazgeçti. Trajedi uzun süredir yaşanıyor. Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın yarattığı fark, yaşanmakta olan trajediyi bedenlerine yükleyerek umuda hareket alanı açmaları. 

"Nereye de Gidiyor Lan Bu Gemi?"
16 Mart 2017

Ortaoyuncular'ın "Nereye de Gidiyor Lan Bu Gemi?" oyununu Galatasaray Lisesi'nden geçmiş mekteplilerce düzenlenen bir gezi organizasyonu sayesinde seyrettim. Bu organizasyonun, GSL'li mektepliler olarak  "Ferhan Abimizin" bir oyununu seyretmek gibi anlamı var.

Fakat turnenin düzenlenmesinde tek motivasyon kaynağı bu değil. Memleketin hal ve gidişatı karşısında GS camiasının mektepli kesimi, genelde bir hayli kaygılı. Öyle ki, Galatasaray camiası  "Fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür" bir Ortak Akıl Platformu aracılığıyla sürece müdahil olabilir mi, nasıl olabilir soruları sorulmakta. Oyunun da aynı kaygıyla sahnelenmiş olması, ister istemez tarihi Ses Tiyatrosu'nda gerçekleşen buluşmayı "Ferhan Abimizle" buluşmanın ötesine taşımış oldu.

Şengal Gerilimi
11 Mart 2017

Şengal'de Irak Kürdistanı Bölgesel Yönetimi'nin (IKBY) himayesindeki ve Rojava'ya (Suriye Kürdistanı'na) girmesi için eğitilen Roj peşmergeleri ile PKK destekli YBŞ milisleri arasında bir çatışma yaşandı. Neredeyse Kürtler arası kapsamlı bir kardeş kavgasının (brakuji) eşiğinden dönüldüğü söylendi. Gerilim bitmiş değil, zaten vardı ve devam ediyor.

Resim biraz büyütüldüğünde, meselenin basitçe bölgedeki KDP-PKK ya da peşmerge-gerilla rekabetine indirgenemeyeceğini anlamak zor değil. Bir tarafta Barzani liderliğinde IKBY'yi açıkça destekleyen ve PKK'nin Şengal'deki askeri varlığına son verilmesini talep eden Türkiye, diğer tarafta PKK ve Şengal'deki yerel milis gücü YPŞ'nin varlığına itiraz etmeyen Irak merkezi hükümeti ve İran var.

Referandum Sürecinde Ateşkes Mümkün mü?
6 Şubat 2017

Referandum sürecinde HAYIR cephesinin etki alanını genişletmek isteyenlerin kaygılarından birisi PKK ile devlet arasında süregiden savaş. Bu kaygı temelsiz değil. TSK'nin Mart ve Nisan aylarında Kandil'e dönük büyük ve bitirici bir operasyon hazırladığına dair haberler dolaşıma sokulmuş durumda. Bu tip bir operasyonun, özellikle AKP ve MHP'nin seçmen tabanında Hayır'a meyleden ya da kafası karışık olanları Evet'e yöneltebileceği endişesi var.

Kürdistan'a seferler düzenleyerek Türk-İslam cephesini kenetleme ve seküler Türk muhalefetini paralize etme senaryosu yeni bir şey değil. 7 Haziran 2015 genel seçiminden önce AKP kurmaylarının Ağrı Diyadin'de çatışmasızlığı sona erdirmek için yaptığı hamle, o yörede yaşayan sivil Kürt aktivistlerin canları pahasına müdahelesi sayesinde boşa çıkartılmıştı. Provokasyon çok geçmeden TSK kurmayları tarafından da veto edilmiş ve çatışmasızlığın sona erdirilmesi için genel seçim sonrası beklenmişti.

Laikliği Kaybederken Laikliğe Sahip Çıkmak
9 Ocak 2017


Yılbaşı vesilesiyle Türk devletini yönetenlerin laikliği tasfiye ve seküler Türk toplumunu İslam dışı azınlık statüsüne doğru itip kakma operasyonu bir kez daha ivme kazanmıştı. Noel Baba simgesi üzerinden seküler Türk toplumu aşağılandı, tartaklandı, silahla tehdit edildi. Çünkü OHAL şartlarında dinsel nefret söylemi örgütlemek ve şiddeti teşvik etmek bir suç değil, haktı. Yüksek sesle laikliği ve inanç özgürlüğünü savunmak ise, göz altı ve tutuklama sebebiydi.

Dolayısıyla, İstanbul'da yılbaşı gecesi Reina gece klubünde gerçekleştirilen kitlesel katliam, failleri farklı olsa da devlet destekli anti-laik kampanya ile tamamen tutarlıdır. Hem katliam hem de anti laik kampanya aynı ideolojik ve politik zeminden besleniyor. Aradaki fark, mürted ve kafirlere karşı nasıl mücadele edileceği ve bu sırada inisiyatifin kimde olacağı ile ilgilidir.