(1 Nisan 2010)
TİYATROM’un maliki Ertuğrul Timur’un Afyonkarahisar Belediye Şehir Tiyatrosu’nun (AKBŞT) ardından Kemer Belediye Tiyatrosu’nun (KBT) başına gelen nahoş hadiseleri protest bir başlıkla haber yaptığını “Ertuğrul Timur’un Belediye Tiyatrolarına İlgisi Devam Ediyor, Yoksa “Eyvah!” mı Demek Lazım?” başlıklı yazımda duyurmuştum.TİYATROM’un absürt ve hiçbir şekilde güvenilir olmayan yayıncılık çizgisini sürdürdüğünü bir kez daha görüyorum. TİYATROM’da verilen bilgiler doğru kabul edilecek olursa, kelimenin gerçek anlamında kapatılmış KBT karşısında Ertuğrul Timur “Çılgın Türk” rolünü oynamayı bırakmış ve her nedense “Munis Türk” kimliğine bürünüvermiş. Öyle ki, tiyatro kapatan MHP’li Kemer Belediye Başkanı Mustafa Gül’e diller dökerek nihayetinde şu mesajı vermeyi denemiş:
“Belediyelerimizin hizmet alanı çok geniştir. Tıkanan kanalizasyondan ulaşıma, ölülerinizi definden, esnafın denetlenmesine çok geniş bir görev yelpazesi vardır. Elbette ki hiç bir hizmet daha az önemli değildir. Hiç kimse tiyatromuz olsun ama ölülerimiz defnedilmese de olur diyemez elbette. Fakat bir kentin halkına, gençlerine, çocuklarına kültür sanat hizmeti vermek de ölülerine defin hizmeti vermekten daha az önemde olmasa gerek. Bu anlamda belediye başkanı sayın Mustafa Gül'ü bir kez daha düşünmeye davet ediyoruz.”
Yani Ertuğrul Timur, kendisinin de kapandığını kabul ettiği KBT karşısında örneğin yeni bir FACEBOOK kampanyası açmayı düşünmüyor ya da KBT’nin kapatılmasına tepki gösterip görevinden istifa ettiğini söylediği eski genel sanat yönetmeni Selim Türkışık’ın haklarını sanal avazı çıktığı kadar savunmaya yeltenmiyor. Pekiyi ne yapıyor? Kemer Belediye Başkanı Sayın Mustafa Gül’ü düşünmeye davet ediyor.
AKBŞT ile ilgili olarak Ertuğrul Timur’un dezenformasyondan sanal lümpenliğe uzanan bir çizgide yayıncılık yaptığını daha önceki yazılarımda belirtmiştim. AKBŞT’nin kapanmadığını, 27 Mart’ta Yılmaz Erdoğan’ın “Kadınlık Bizde Kalsın” oyununu sergilediğini ve sergilemeye devam edeceğini duyurduğunu, dolayısıyla oradaki sorunların TİYATROM’un habercilik açısından bataklığa gömülen sunumundan çok farklı olduğunu iyi biliyoruz. “Kadınlık Bizde kalsın” olgusunu AKBŞT dosyasına ekleme cesareti gösteremeyen (dezenformasyona ve sansüre dayalı yayıncılığına devam eden) ve oyunu sahneleyen amatör ekibi aşağılamayı marifet sayan TİYATROM, açıkça kapatılmış olduğu bilgisini verdiği KBT karşısında “Munis Türkü” oynamayı tercih ediyor. Oysa, en azından tutarlılık adına, bir sanal kampanya da kapatıldığı belli KBT için düzenlemesi gerekmez miydi?
Tiyatro alanı çok boyutlu bir karmaşa ve baskı altında. TİYATROM’un sığ, çarpık ve tarafgir yaklaşımları bu baskıyı ve yarattığı sonuçları aydınlatamaz. Maliki olduğu sitesinden kapı dışarı ettiği ve bir türlü gerçek aktivistlerini bulamayan (aslında örgütlerarası bir kampanya haline getirilmesi ve yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini çoktandır anladığımız) “Tiyatroma Dokunma” kampanyasının özü itibariyle haklılığı ortada. Tiyatromuzun sorunları tiyatro örgütlerinin adet yerini bulsun misali bildirileriyle geçiştirilemeyecek bir çokluğa ve yoğunluğa sahip. Eğer örgütlü tiyatro süreci canlandırılamaz ise, tiyatrocuların belirleyici bir şekilde tiyatro üzerine söz söyleme ve karar alma süreçlerine müdahil olma şansı olmayacak.
Son olarak şunu belirteyim: Ertuğrul Timur’un söylem düzeyinde bir süredir Türkiye Tiyatrolar Birliği’ni taklit ettiğinin farkındayım. Hiç kuşkusuz taklit etmek de bir öğrenme biçimi; fakat işi kalpazanlığa vuruyor. Elinden bu kadarı geliyor ve nihayetinde arabulucu olacağım derken, tiyatro adına ilkesizliğe ve ricacılığa saplanıyor.
Not: Afyon’da peşine düştüklerini ya da takipçisi olacaklarını söyledikleri rant ekonomisinin Kemer versiyonuyla ilgili çok bildik bir ipucu vereyim. Dünyanın ender doğa harikalarından birisi olduğu kabul edilen Kemer ve çevresi, yaklaşık çeyrek asırdır bitip tükenmeyen bir yağmanın ve rantın nesnesi olmuş, nihayetinde bir beton ilçe haline gelmiştir. KBT’nin insan ve çevre açısından oldukça hayati bu konuyu tiyatro sanatı bağlamında ele alıp almadığını, ele alsa bile oto sansürün kanusu olmaktan çıkarıp çıkaramadığını bilmiyorum. Fakat Kemer’de belediye-tiyatro ilişkilerinin nasıl bağımlı ve çarpık bir şekilde kurulduğuna ilişkin verilere ulaşmanın zor olmadığını çok iyi biliyorum. Bir de Ertuğrul Timur’un düşünmeye davet ettiği belediye başkanı Mustafa Gül’ün yol açtığı "müstehcen heykel" davası ve bu dava sırasında KBT’nin tavrının ne olup olmadığı üzerinde durmakta fayda var. Ne de olsa 27 Mart İstanbul yürüyüşünde benimsediğimiz sloganlardan birisi de tiyatronun ötesinde “Sanata Dokunma!” idi.