Nuriye Gülmen ve Semih Özakça
12 Mayıs 2017

OHAL ve KHK mağduru olmayı kabullenemeyen Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın açlık grevi üçüncü ayında. Artık ölümcül bir aşamada. Gecikmeli oldu ama nihayetinde genel kamuoyu ilgisini çekmeyi başardılar. Buna karşılık bildik “İntihar ederek hak aranır mı?” tartışması ısıtılıyor.

Bilen bilir: Açlık grevi çaresizlik içinde ortaya çıkan son çaredir. OHAL sürecinde parya muamelesine tabi tutulan insanlardan onlarcası hayatından vazgeçti. Trajedi uzun süredir yaşanıyor. Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın yarattığı fark, yaşanmakta olan trajediyi bedenlerine yükleyerek umuda hareket alanı açmaları. 

Bu meselenin yakın geçmişine bakılacak olursa:

“Barış için akademisyenler” ortaya çıktığında, beklenmedik bir şekilde kendi sınırlarını aşmış ve akademik bir özgürlük kalkışmasına dönüşmüştü. Kalkışmanın mesleki-sınıfsal bir dayanışma hareketi haline gelmesi son derece kritikti. Bu olamadığında ve OHAL gelip çattığında, emek, özgürlük ve haysiyet mücadelesinin ölümüne bir açlık greviyle yapılabilir hale gelmesine şaşırmak gerekir mi?

Böyle bir ihtimal vardı ve aslında aylardır gerçeğe dönüşmüş durumda. “Toplumsal farkındalık” için aynı şey söylenemez: Ancak ölümün kıyısında belirmeye ve gecikmeli olarak çoğalmaya başladı. Özellikle referandum süreci resmi çerçeveye sıkıştığı ölçüde, Nuriye Gülmen ve Semih Özakça da unutulur hale geldi.

İktidarın hâlâ fark etmek istemediği, açlık grevinin insan kalabilmek için son çare haline geldiği. Haysiyet düşkünlüğü bir yaşam tarzı olabilir. Muhtemelen insan altı bir eğilime, katılaştığında insanlığın ters evrimine işaret etmektedir. Bir devlet projesi haline geldiğinde, karşımıza mesela mevcut Türkiye tablosu çıkar. YÖK başkanı çıkar, açlık grevi için “yapacak bir şey yok, bireysel tercihtir” der.

Bu tabloda, Nuriye Gülmen ve Semih Özakça hem kahraman hem kurban olmaya aday oldular. Fakat bununla kalmadılar: Devletin yapamazsınız dediği öğretmenlikleri de tuttu ve yapacaklarını yaptılar: Önümüze, nihayetinde kaytarması imkânsız bir insanlık sınavı koydular. 

1 yorum:

  1. ATATÜRK Mehmet Barlas, Çetin Altan ve Vedat Dalokay'ın 80'li, Cüneyt Canver'in de 90'lı yıllarda tuttukları yolu tutanlara “fırdöndü”, “liboş”, “erkek papatya”, “dövize endeksli şahsiyet”, “menkul kıymet”, “iki metre boyunda cüce”, “dönek babasının dönek tosunu” ve “iki kere dönme” unvanları değil, fakat milletvekili, sefir, başvekil unvanları verirdi. Sn. Gülmen ve Sn. Özakça'ya bu ATATÜRKÇÜ yolu tutmalarını salık veririm.

    YanıtlaSil