9 Temmuz Adalet Mitingi ve Sonrası
15 Temmuz 2017

Kemal Kılıçdaroğlu liderliğinde yapılan ADALET yürüyüşünün son durağı olan İstanbul Maltepe mitingi, muhalefet adına büyük bir başarı hikâyesi olarak sunuldu. İki milyona yakın kişinin katıldığı tahmin edilen mitingin daha önce Erdoğan liderliğinde düzenlenen kitlesel mitinglerle boy ölçüşebildiği ve bunun CHP adına bir ilk olduğu göz önüne alındığında, ortada büyük bir başarı hikâyesi olduğu söylenebilir.


Kendisini CHP’ye mahkûm hisseden çevrelerde umut öylesine tavan yaptı ki en azından bazı yorumlara göre, artık Erdoğan karşıtı muhalefet aradığı lideri bulmuştu. Kemal Kılıçdaroğlu 450 kilometrelik yolu yürürken peşine on binleri takmış ve Maltepe mitinginde yüzbinlere seslenerek liderliğini taçlandırmıştı. Atatürk hâlâ belirgin bir semboldü, ama umutsuzca Erdoğan’a karşı Atatürk’ün ruhunu çağırmaya gerek yok, artık Kılıçdaroğlu var hissiyatı yaygındı.

Şüpheci bir bakış açısıyla bu yürüyüşün daha uzun soluklu olması gereken bir yürüyüşün başlangıcı olup olmadığı sorgulanabilir. Şüphelenmek için pek çok neden var. İktidar yürüyüş boyunca ağırlıklı olarak sözel tacizleri teşvik etti, ama Kemal Kılıçdaroğlu ve ona eşlik eden kalabalığın sağ salim İstanbul Maltepe’ye ulaşmasına da izin verdi. Provokasyonlar söylenti olmanın ötesine geçmedi. Bu nedenle Kemal Kılıçdaroğlu yürüyüş ve miting güvenliğini sağlayan tüm resmi güvenlik güçlerine teşekkür etti. Sonrasında kalabalığa artık dağılabilirsiniz denildi ve meydanlar 15 Temmuz kutlamaları vesilesiyle yeniden iktidara bırakıldı.

Bununla birlikte belirtmek gerekir ki, bu bir centilmenlik anlaşması değildi. Muhalefetin 9 Temmuz gündeminden sonra iktidarın 15 Temmuz gündeminin CHP’yi köşeye sıkıştırmak istediğini tespit etmek zor değil. Meclisteki 15 Temmuz kutlamasına ilişkin olarak CHP ile hükümet arasında davetiye krizi yaşandı. Nihayetinde davetiye gönderilince CHP kutlamaya katılma kararı verdi. En önemli ve askıda kalan gelişme ise, CHP’nin Darbe Komisyonu raporunda FETÖ şüphelisi olarak kayda geçirilmesiydi.

Şüpheci bir pozisyon alırken, CHP yönetiminin muhalefeti bir kez daha likide etmek için etekleri altına topladığı iddiasında bulunmak yanlış olur. Bu 15 Temmuz kalkışmasının ardından yapılmış ve sonuç, sadece HDP adına değil CHP adına da hüsran olmuştu. Türk-İslam Cumhuriyeti’ne geçiş sürecinde nihayetinde CHP’nin de tasfiyesinin kaçınılmaz olması gibi bir gerçek var.

CHP yönetiminin şaibeli 16 Nisan 2017 referandumunun ardından “HAYIR Daha Bitmedi” hareketlenmesini likide etmesi, artık varlığını anlamsız hale getiren bir itaatkârlık jestiydi.  CHP milletvekili Enis Berberoğlu’nun tutuklanması ise bir dönüm noktası oldu. “Bardağın taşmasıyla” Kemal Kılıçdaroğlu’nun aniden harekete geçmeye karar vermesi ve  “20 Temmuz darbesinden” söz etmesi, intihar değil direnme seçeneğinde karar kıldığını gösterdi.

CHP 7 Haziran 2015 genel seçimine doğru yaşanan Erdoğan karşıtı güç yoğunlaşmasının temsilini, bu defa tek başına üstlenmiş durumda. Ağırlıklı olarak seküler orta sınıfla örtüşen kitlelerin yanı sıra seküler sermaye çevrelerinin, devlet içinde Türk-İslam egemenliğine direnen bürokrasinin  ve Batılı güç odaklarının desteğine sahip olduğu söylenebilir. CHP yönetimi 2000’lerin başında AKP’ye verilen uluslararası misyonun güncellenmiş versiyonuna aday. Olabildiğince geniş bir koalisyon oluşturmak ve bunu partiler ötesi bir hareket haline getirmeye  hazırlanıyor.

Güncel olarak, CHP yönetimi 15 Temmuz’u olabildiğince az hasarla atlatmanın hesabı içinde. 15 Temmuz dalgası geçtikten sonra ne yapacakları ise muamma. Fakat şu anda CHP’nin elinde uzun süredir dillendirdiği, 2019 cumhurbaşkanlığı seçimine dönük oldukça kapsayıcı bir formül var: Erdoğan’ın karşısına güçlendirilmiş parlamenter demokratik düzene geçilmesini sağlayacak bir vekil cumhurbaşkanı adayı çıkarmak. Öncesinde ise, verilmesi gereken bir yerel seçimler sınavı var.

Peki hükümet tehdit ve şantajla yetinmeyip Kemal Kılıçdaroğlu’nu tasfiye etmek ve CHP’yi çökertmek için harekete geçebilir mi?

Darbe Komisyonu raporunda CHP’nin FETÖ şüphelisi olarak kaydedilmesi bunun bir adımı olarak değerlendirilebilir. Fakat bu durumda, askeri bir darbe için güçlü bir zeminin oluşacağından ve kaos senaryolarının devreye gireceğinden kuşku duymamak gerekir. Fransa’da başkanlık seçimini Macron’un kazanması ve bu şekilde yıkılıyor galiba denilen AB’nin konsolide edilmesi, ardından Katar krizinin yaşanması şunu gösteriyor: Erdoğan liderliğinde Türk-İslam iktidarının çözülme eğilimindeki AB’yi takmayarak ve sırtını Körfez ülkelerine yaslayarak Batı karşısında manevra sahasını genişleten emperyal bir Türk-İslam Cumhuriyeti inşa etme projesi iflas halinde.

Daha güçlü ihtimal, Erdoğan liderliğinde AKP/MHP’nin önce yerel seçimlerden, sonra cumhurbaşkanlığı seçiminden galibiyetle çıkma hedefiyle hareket etmesi. 16 Nisan referandumundan sonra HAYIR’ın yaygınlığını ve çoğunluk oluşturma baskısını derinden hisseden Erdoğan, Türk-İslam iktidarının kesin zaferi için 2019 cumhurbaşkanlığı seçimini hedef olarak göstermişti. CHP yönetimi de bu hedefe uygun bir hazırlık yapıyor.

Muhalefet adına temel mesele, örgütsel olarak CHP’nin ve Türk solunun toplumda yayıldıkça yayılan pasif direnişin örgütlü bir sivil toplum hareketi haline gelmesi önünde engel oluşturmaya devam etmesi. ADALET eyleminde Kemal Kılıçdaroğlu’nun tek adam olarak öne çıkmasının nedeni bu. Kürt hareketi de bu olumsuz tablonun bir parçası olmayı sürdürüyor: HDP’nin altı boş Türkiye partisi olma çabası ve PKK’nin savaş siyasetine sıkışma hali sadece Türk devletinin krizini derinleştirme işlevi görüyor, nihayetinde Kürt hareketi demokrasi mücadelesi adına kurucu bir siyasi aktör haline gelemiyor.

Halihazırda, açmaza sürüklenen ve zulmü arttıkça toplumsal karşılığı zayıflayan Türk-İslam iktidarını olduğundan güçlü gösteren bu olumsuz tablo.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder